15 Nisan 2015

YOLDAKİ İŞARETLER






Bu  aralar yine günlerce evden çıkmıyor akşam çocuklar gelene kadar hiç durmadan uğraşıyorum.Yeni ilgi alanları edinip o konu üzerinde derinlemesine çalışmalar yapıyorum. İnternet olduğu sürece istediğin her konuda uzman olabiliyorsun. Bunun benim gibi evkolikler için müthiş bir şey olduğunu söyleyebilirim. Durum böyle olunca kendimi deryanın içinde küçük bir tekne gibi hissediyorum. Öğrenmek ve daha fazlasını yapmak için can atıyor bir taraftanda zamanı iyi değerlendiremediğim için de hayıflanıyorum.Şimdi biri kalkıp Bahar tam olarak ne yapıyorsun dese onu da tam olarak açıklayamam ama  sadece şunu söyleyebilirim yoldaki işaretleri takip ediyorum. Bazen başladığım noktadan çok farklı yerlere gelebiliyor mevcut duruma ben bile inanamıyorum. Elbetteki genel çerçevem belli ama onun içinde kendimi özgür bırakıyorum yeni bağlantılar ve yeni çözüm yolları beraberinde geliyor. Bir de ne olursa olsun hareketi kesmemenin önemini anlıyorum. Ne olursa olsun aklı ve eli boş bırakmamak devamlı bir şeylerle meşgul olmak. Böylelikle kendimi boş işlere dalmaktan koruyor, enerjimi de daha faydalı uğraşlar için kullanabiliyorum.


Pin It

30 Mart 2015

YENİ SEZON HAZIRLIKLARI

















Zaman, dekor, oyuncular, hepsi değişiyor. Hiçbir şey durmuyor ve başrol bütün bu değişenlerin arasından onlara dokunarak geçiyor. Yeni yeni beceriler edinip, yeni benler keşfediyor. Yoldaki izleri takip ediyor. Karşılaştıkları bazen şaşırtıyor ama durmuyor.Herkese gülümsüyor, gülümsemenin gücüne inanıyor.Eksikliklerini tamamlamak, fazlalıklarından da kurtulmak istiyor . Yolda gördüklerini kolundaki sepetine dolduruyor, gördüklerini ve öğrendiklerini paylaşmak ve daha da zenginleşmek istiyor.Ilık ılık rüzgarlar esiyor,her yeri rengarenk çiçekler sarıyor. Ve işte bahar geliyor... Pin It

29 Nisan 2014

"DÜŞÜNCELERİ DÜZENLEME" AMA NASIL?




Hayat bir yolculuktur diyoruz ya çok seviyorum bu yolculuğu.Üniversitede okurken tatillerde eve otobüsle giderdim tam bir içsel yolculuktu.olmazsa olmazı walkmandi bu yolculukların.Pek bir yaşlı hissettim kendimi teknoloji çok mu hızlı gelişiyor ne sahi ya kasetlerim vardı benim arada takılırdı kalemle çevirerek çıkan bantları yerine takardım heey 90 lara bir selam çakıp devam edelim.Neyse cam kenarına oturur gece ayrı gündüz ayrı hayallere dalardım. Ne filmler çekerdim.Yanına oturanın hayat hikayesini ezberlersin zaten ama asıl komik olan bütün bir otobüsün bir anda akraba olabilme potansiyelidir bence.lüks firmalarda birbirinden habersiz yolculuğunu bitiren insanlara inat orta halli firmaların otobüslerinde yandaki teyzenin koltuğu olmayan çocuğu ayaklarının dibinde uyuyabilir.Kendi içinde ayrı bir kültürü ,kuralları vardır bu yolculukların.Saatlerce süren yolculuktan sonra şehrinize yaklaştığınızda koltukta dik oturur saçını başını düzeltirsin bir heyecan kaplar içini tam o sırada muavin çay servisine başlar.Sıcaktan tutmakta zorlandığın ince bardaktaki sallama çayı plastiğin tadını ala ala içersin.

Şimdilerde ise yolculuğum şekil değiştirdi.Evin içindeyim ama bambaşka yerlerdeyim.Yalnızlığı seviyorum günlerce evden çıkmasam of demiyorum.Ev bile değil, eşyalarım olsun küçücük bir odadan bile çıkmadan yaşayabilirim gibi hissediyorum.Bazen çevremdekiler benim için endişelenip çıksana kızım dışarı diyorlar bana o kadar eğlenceli geliyor ki evde olmak onları fazla sesli ve telaş içinde buluyorum ne bu telaş diyorum.Bu öyleki gün içinde bile kendimle kaldığım anlar oluşturuyorum o an geldiğinde kulaklığımı takıp hayallere dalmam gerek yoksa olmaz.Bence herkesin kendini dinlemesi ve ona neyin iyi geldiğini bulması gerek.Bu öncelikle kendisi sonrada çevresinin mutluluğu için çok önemli.Yoksa günün rutinleri arasında hayata dokunmadan yaşayıp gidiyor insan.Sonrada bu insanlardan sağlıksız bir toplum oluşuyor.Herşey zincirleme oluyor ama herşey insanın kendini bilip,farkında olmasıyla başlıyor.Sonra ne mi oluyor asıl yolculuk o zaman başlıyor.

Yolculuğumun 33. yılına girmiş bulunuyorum.Öyle doğum günleri falan bana göre değil.Önce pasta yapmak istedim sonra beni en mutlu eden yiyeceğin mısır olduğunu düşünüp büyükçe bir mısır patlattım.




Kendimce düşüncelerimi düzenleme yöntemi buldum .Bir sürü düşünce var ama hepsi farklı yerlerde kaybolup gidiyor.Başarılı insanlar nasıl not tutuyor sistemeleri ne çok ama çok merak ediyorum birileri herşeyin başı olan bu aşamayı daha çok anlatmalı yoksa benim gibi düzensizler çok acı çekiyor buradan duyurayım.Tabii kendimce bulduğum ve uyguladığım yöntemleri paylaşmam gerekir.Öncelikle daha önce bahsettiğim zihin haritaları tekniğini çok seviyorum .Bu yöntemde klasik düz not tutmanın tersine daha akılda kalıcı olan renkler ve şekiller kullanılıyor.Öncelikle renkli kalemler buldum ayrı ayrı poşetledim.Aklımda yapmayı düşündüğüm temel konuları belirledim bunları ayrı ayrı renklerle eşleştirdim.Hepsini ayrı ayrı dosyalara koydum böylelikle ana gövde oluştu.Bundan sonra aklıma gelen fikirleri  o klasörün içine koyuyorum.Aradığımda büyük kolaylık oluyor.Şimdi içlerini dolduruyorum.




Bu arada geçen gün İkeaya gittim .Kendime oyuncak ev aldım.Masamın üzerinde duruyor.Çok sevimli ben şimdi bunun için yastıklar falan dikerim ama.Benden şimdilik bu kadar görüşmek üzere.

Pin It

16 Nisan 2014

ŞOV BAŞLASIN









Blog yazmak söyleyeceklerim var demek.Burası benim alanım bu benim demek.Eksikliklerimle ,yeteneklerimle, bizden biri olarak yazıyorum demek.Çok okunan ,istediğiniz bilgiyi doğru kelime ve cümlelerle bulabildiğiniz ruhsuz sadece bilgi veren sitelerin aksine yazanın ruhuna dokunabildiğiniz onun resimleriyle ve yazdıklarıyla gerçek bir insan oldunu hissettiren bir platformdur blog.Ben de bir konuda merak ettiğim birşey arıyorsam onu bloglardan bizzat yaşayan insanların dilinden dinlemek istiyorum. Neler yaptığı kadar neler hissettiğinide öğrenmek istiyorum. 

Neden böyle bir giriş yaptım.Çünkü benim blog yazmaya karar vermemim nedeni yaşadıklarımı insanlarla paylaşmayı çok önemsemem.29 yaşımda kendi iç sesimi dinleyip Moda Tasarımı okumaya başlamamla birlikte burada öğrendiklerimi paylaşayım diyerek bir blog açtım.Bu sebepten modabahar oldu.Coco Chanel'in çok sevdiğim sözünden ilham aldım birazda.
"Moda sadece kıyafetlerde olan birşey değildir fikirlerle ilgili,yaşam şeklimizle,etrafımızda olup bitenlerle ilgilidir "
. Coco Chanelin kadın için biçilmiş rollere ,onu korselere hapsetmiş anlayışa karşı duruşuna ,zamanının ötesindeki düşüncelerini modayı kullanarak tüm dünyaya duyurmasına , kendine güvenen kadının çokta süse püse ihtiyacı olmadığına asıl zarafetin sadelikte olduğunu o zamanda görüp söylemesine hayran olmamak mümkün değildi zaten.
Zamanla yapmaktan daha zevk aldığım şeyin çocuklar için bir şeyler tasarlamak olduğunu farkettim.Onların rengarenk dünyalarından ilham aldım kumaşlar,iplikler ,kurdeleler ,tüller uçuştu evde.Hayal ettik,tasarladık,buradada paylaştım.Zaman geçti anne olarak ,ya da bir kadın olarak düşüncelerimi yazdım.Burası beni çok eğitti.Zamanla yazdıklarım ,konular değişti.

Son zamanlarda ise yaşadıklarımı bloguma pekde yansıtamadığımı düşündüm ve buna dur demeye karar verdim.Çünkü paylaşmanın önemine inancım bir kere daha arttı. İnanılarak söylenen küçücük bir sözün beni nasıl ümitlendirdiğini işte aradığım buydu deyip mutlu ettiğini gördüm.O zaman bende söylemeli ve karşılık beklemeden yollamalıyım evrene.Kimbilir bir gün biriside benim gibi "işte buydu sağolasın " der:) 

Bu bir başlangıç olsun .Resimler konuyla alakasız olsun.Olsun.Aslında bu resimlerin başlığı "Mutfakta Sanat "olsun.Yakında görüşelim 






Pin It

19 Mart 2014

TULUM KARDEŞLİĞİ



 

Kıskançlık olacak tabii ona hazırlıklıyız.Bu zamana kadar evin en küçüğü olan şimdinin ablasını üzmemek lazım.Ona da bir tulum aldık .Abla kardeş olmanın tadı bambaşka...
Pin It

6 Mart 2014

FLORANSA'DA " CEHENNEM" MOLASI












Almanya'dan dönerken yolda bir mola verelim dedik.Hazır Dan Brown'un Cehennem kitabını okumaya başlamışken herşeyin başladığı Floransa'da durmak çok cazip geldi.Amacımız akşam yemeğine oraya gitmek ve sonrasında ara sokaklarda güzel bir kahve içip gezinmekti. Tabiiki böyle olmadı oraya vardığımızda gece bir civarıydı.Yatıp, sabah erkenden kalkıp kısa bir süreliğine de olsa caddelerinde gezinmekle yetindim.

Sabah kalktığımda gözlerimi açtığımda tavandaki müthiş süslemeleri izledim .Çocukları babalarına bırakıp fotoğraf makinemi alıp duomo ve etrafında Dan Brownumsu bir havada yürüdüm.Gizemli ve kuşkucu:))Atkımın arkasına saklandım  danam  danam danam..... gergin müziği eşliğinde  .Katedrali gören kafede bir kahve içeyim dedim  ama rahatına düşkün  İtalyanlar henüz açmamışlar ya da ben mi çok erken geldim acaba.Hızlıca turladım sanki tek başıma gelmişim gibi. Floransa İtalya'da en sevdiğim şehir.Burası rönasansın başladığı yer.Bir çok sanatçıya ev sahipliği yapmış.Şehirlerin enerjileri olduğunu düşünürüm insanları etkileyen .Karanlık orta çağdan mükemmel eserler verilen aydınlık bir çağın oluştuğu Floransa'ya bu gözle bakıyorum.Hee küçük çocuklarla ne kadar  bakarsın o ayrı.Geçen geldiğimizde akşam saatlerine kadar gezmiş hava kararınca da Davut heykelini de görelim demiştim.Sabırları iyice taşan çocuklar meydandaki yabancıların attığı ışıkların peşinden gidiyor ,satıcılarda peşimize takılıyordu bu ortamda çocukları biraraya toplayıp heykelin önünde resim çektirmeye çalışan ben birara heykelle gözgöze gelip yahu Davut'un sakalları yoktu ama diye de düşündüm sonradan anladım ki fotoğrafını çektiğim Neptün heykeliydi:))Bu olaydan sonra kendi kendime Floransayı ve Rönasansı iyice öğrenip buraya tekrar geleceğim dedim.Nasıl olacak bilmiyorum ama müzelerin içlerine girmeyi de planlıyorum olur olur istersen olur...Böylesi bir karar almışken "Cehennem "kitabı bana yardımcı olacağa benziyor.Kitabı sadece okumak yetmiyor adı geçen eserleri araştırma gereği de hissediyorsunuz.Ben daha başındayım yavaş yavaş okumalıyım.Bu kitap benim sevdiğim üç şehirde geçiyor,Floransa,Venedik ve güzeller güzeli İstanbul .Belki kitabın o bölümlerine geldiğimde bir de İstanbul yaparım . Pin It

27 Şubat 2014

BU MASALIN PRENSESİ BENİM







Masallar diyarı gezisi dediğim Almanya gezisinin son durağı Neuschwanstein Şatosu. Burayı görmeyi çok istemiştim.Şöyle diyeyim Walt Disney'e ilham kaynağı olmuş bir yer burası.Çizgi filmlerde izlediğimiz şato.Dağların arasına asılı kalmış bir görüntüsü var.Romantik yol adı verilen yerden gidiliyor buraya.Arabamızı park edip yürüyerek gitmeyi tercih ediyoruz.Yolda ağaçların arasında başladım ben film çekmeye.Kızım  yolunu kaybeden prenses ,oğlum da kara şovalye oldu.Bir ara kızımla üzeri yapraklarla örtülmüş altında su birikintisi olan bir yere battık çıktık.Bataklık, bataklık diyerek.Heeh şimdi oldu dedim:)Yaklaşık yarım saat yürüdükten sonra vardık. İçeride gezerken şimdi bu kapının arkasında uyuyan güzelin eline iğne batmasına neden olan çıkrık ,şunun arkasında üzerinde gümüş şamdanların ve envai çeşit yiyeceklerin olduğu devasa masa var gibi düşüncelerle bayağı film çektim ben .Beklentimi karşılamayan odalarda ben hayal kurmaya devam ettim.Yürürken gizemli gizemli yürümeler falan:)İçeriyi  rehber eşliğinde küçük gruplar halinde geziyorsunuz biz o küçük grup içinde üç türk ailesiydik.Çok ilginç değil mi?Biz bayanlar başladık, amaaan bu merdivenleri nasıl çıkıyormuş bu kral.Odası çok küçük ,karanlık muhabbetlerine.Üç çocukla gezmemize insanlar şaşırıyorlar tabii.Çocuklara anlattık sessiz olacağız diye bebeğimizde uyuduğu için sorun olmadı.Ben bile şaşırdım .

Her masal gibi bu masalında bir sonu vardı.Her ne kadar kızım kendini prenses zannetse de bu masalın prensesi bendim.O da kendi masalını yıllar sonra yazar nasıl olsa.Al işte saat on iki oldu ve her şey eski haline döndü mutfak beni bekler....






Pin It